Pazar sabahını işyerinde geçiren nadir insanlardan biri olmak gibi karamsar bir ruh hali var üzerimde.../
Ve yazmanın ürkek telaşı...
Kağıt/kaleme olan aşkımın,önce buğulu camlara,sonra telefonumun silik ekranına,veşimdide bilgisayar mönitörüne izdüşümünü seyrediyorum yağmurlu bir Anadolu sabahında.../
Anlatmak istediklerim kağıtlarda daha hoşduruyor sanırım,her ne kadar bu beni sosyal fobili yapmaya başlasada.../yanılgılarımı;zamana ait/mekan ait/can'a ve kendime ait;en iyi harflerle ve devrik cümlelerle atabiliyorum galiba yüreğimden.../
Klasik tabirimle,sürgünde baharı yaşıyormuşta,mevsim normallerini çoktan aşmış hava tahmin raporları gibi yaşadığım bir gündü yine...
Mekan hiç ben'ce değil/buna birde havanın kararsızlığı ekleniyor, hüzünleniyorum ezgilerin peşine takılıp belli belirsiz. kentimde nisan nisan gibi değil;ruhumda can can gibi. öyle bir belirsizlik sürüyor ki yerde ve gökte,içimdeki gel-gitlerin yansıması diyorum /yada ruhumun telaşlı çırpınışları.
Can'ı kimsenin anlamayacağını düşünerek kaçıyorum köşe bucak insanlardan. Gün gelip bölünmüşlükleri yaşadığım gecelere hasret vakıtlerı yakıyorum belkide.../ Bu isimsiz cismi büyütmek ne zor bir bilsen ;ve bir bilsen bu halde olmanın hiç güçle-güçsüzlükle alakasının olmadığını.
Sadece yapayalnızım.
Hava kapalı biraz /yağmur yağar az sonra belki. ve tabirinle ıslak sünger çekeriz bu satırlardan öncekilere.
Biliyorum, mutsuzu oynuyorum; aslında bu gömleği giymeyi sevmediğim halde. Oysa küçük bir çocuğum ben,elinden elma şekerleri hiç düşmeyen. O yaramaz çocuk büyüyormu ne?
Hoşçakal... Ben hüzün avındayım;ıslansın diye bir yanım...Islansın ve ıslatayım diye Q klavyemi...
Kentimin tüm selamını ve esenliğini alıp dönerim yine /şimdilik,yüreğe/dünyama/sana
Gün batımı... Nisanda açan tüm çiçeklerin,mayıs kraliçesi "gül"e duyduğu özlem ve öfkeye benzer bir hal var üzerimde.Ömrümün en cansız tükenişini takınıyorum kaç zamandır ruhuma.Dört nala koşar gibi kaçıyorum içimden...
Ne Romeo-Juliet gibi ithal;ne Leyla-Mecnun gibi ihraç hisler var heybemde.
Hikayemi bildik hikayelerle tanımlayamıyorum!
Mutlu olmak için hüzünlenen;hüzünlendiği için ağlayan;ağladığı içindaha çok ağlayan;esenliğini ve heyecanını kaybetme huzursuzluğunda bir çocuk gibi yüreğim.
Halbuki çocukça olmak için fazla büyük düşlerim,hayallerim.
Çareler içinde çaresiz kaygılara bürünmenin, "belkide" diye başlayan cümlelerle açıklanmasını beklemek yoruyor beni. Bu gel-gitlere hiçte aşina değil ruhum.
Kelimelere ihtiyacım var şuan,kağıt kaleme ve biraz mürekkebe... Anlatmaya değil,yazmaya sadece...
Korkum yalnızlık değil ki benim... Yerine daha iyi birşey koyabilme korkusu da değil;anlayamama/anlatamama hiç...
Korkum güneşin o'nsuz doğacak ve o'nsuz batacak olmasından.
Hayattan bana kattıkları ve katmaya söz verdikleri için tutarlılık beklemenin bir hata olduğunu öğreniyorum bu günlerde. Birde bilmediğim yollara çıkmanın cesaretten değil,esaretten olduğunu.
Sığınaklarını değiştiriyorum yüreğimin ve ilkelerini...
En iyi bildiğini yapmalı insan; dua etmeli.. Ve diğer en iyi bildiğini;yürümeli...Omzunda defteri,sırtında kırmızı kapşonlu montu,aklında ve yüreğinde vakitli/vakitsiz kuşandığı sevdikleri...
Yazmalı,kendine bile itiraf edemediklerini! Silebileceği/yakabileceği/ama asla unutamayacağı su'dan/gökten/rüzgardan kağıtlara,mürekkepsiz kalemlerle...
İnsan çuvallamalı bazen. Paramparça halleri not düşmeli alnının ortasındaki o kırışıklığa. Kaybetmeli,düşmeli ama kalkmayı bilmeli... Unutmamalı hiç... "Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır..."(İnşirah/5)
22/9/2009 - "Şehrengiz" 2.Sayısıyla Yola Devam Ediyor...
Yazanlar:
Merve Ayata..................................... Tuana (şiir) İsa Karaaslan.................................... Korkulu Yorgunluk (şiir) Ali Cançelik...................................... İnsomnia: Kierkegaard (inceleme) Abdulkadir Altınhan............................ Bir Medeniyeti Gözyaşlarıyla Bekleyen Adam (inceleme) Bilal Can.......................................... Göç Mayınları (şiir) Muhammet Çelik................................ Bana Kitap Oku (şiir) Cihat Karaman.................................. Ihlamur Ağacı (hikaye) Cihat Karaman.................................. Gençliğim (şiir) Abdulkadir Akdemir........................... Yar-ı Gece (şiir) Erman Çekiç..................................... Şükür (deneme) Hares Yalçi...................................... Nerde Başlar Ölüm? (hikaye) H. Betül Durmuş................................ Vakit, Asılmak Vaktidir (deneme) Esra Şen.......................................... En İyi Bildiğini Yapmalı İnsan (deneme) Muhammet Çelik................................. Dirilişin Ufukları (düşünce) Seher Ortaöner.................................. Saklı Bir Kent; İstanbul (şiir) Cihat Barış........................................ Kayıp! (şiir) Ayhan Oğuz...................................... Yalancı Mavi (şiir) Fatih Dağlar...................................... Modern Dönem İslam Düşüncesi Okumaları (söyleşi) Abdussamet Kılınç............................... Bir Ölüm de Bana Sakla (şiir) E. Sümeyye Genç................................ Aşk İçin Ağlanmazmış! (deneme) M. Salih Aydoğan................................ Özlemim Bahara (şiir) Billur Dilber...................................... Son Osmanlı Hatırası: Bosna (gezi yazısı) Sinan Akdoğan................................... İnsan Tanrı ve Aşk Üzerine (makale) İklima Mert........................................ Bana Bir Masal Anlat Baba (deneme) Recep Karaman.................................. Meftun (şiir) A. Hamza Şahinbey.............................. Bir Alacak Meselesi (şiir) Ayhan Aslan...................................... Astarsız (şiir) Gülnaz Eliaçık.................................... Kurşundan Kurdele (deneme) Buket Bostancı................................... Efsus-II (şiir) Aişenur Fidan.................................... Gül ile Bülbül (hikaye) Nebiye Arı......................................... Aşk Denizi (hikaye) Bilal Can........................................... İsmet Özel Okumak Orucu Bozar mı? (kitabiyat) Merve Uygun...................................... Seslerin Ayini (şiir) Fahriye Şahap.................................... Zincirli Mahkumlar (deneme) Hilal Özdemir..................................... Sokak Çocuğu (deneme)
Dostu yaşamak,kendini tekrarlamak... ♥ Yürünmüş ve "emin" yollardan/izlerden bir kere daha taşınmak can'dan can'a... ♥
Dostu yaşamak,aynaya bakmak.."tıpkısının aynısı değil mi ruhunun...?" ♥
Dostu yaşamak,"gitme,kal" lara aşina olmak köşe başlarında... ♥ Dostu yaşamak,o'ndan yola çıkıp kendini bulmak... ♥ Birbirimizde birbirimizi yaşadığımız insan dost... İnsan en çok dostunun yanında korunaksız... Ki dost;korunak.. En çok onun yanında can,can.. Ayna;dost.. En çok onun yanında kendi... İsminin yanında taşıdığı isim gibi... İkinci damlaya yer kalmayan okyanus... ♥♥♥ Canım dostum... Daha neler neler yakışırdı sıcacık canlılığına;bu zaman ve mekan kaçkınlığında... Hayat seninle biraz deli-dolu,biraz uçuk mavi... Bazen takınıp o en ciddi ruhu,atıp omuza dünyanın tüm kaygılarını yolculuklara düşmek gibi...
Kaç parça olduğumu hesaplamaya üşendiğim paramparçalanmaları yaşıyorum.. Hiç iç açıcı olmayan günlerin üzerinde ayaklarım,gelecek kaygısı üzerine kurulu saatlerim..
neyi düşünebilirim..
bu realist can hayal bile kuramazken, neyi?
kafam eğik,çelimsiz ayak uçlarından daha aşağıda bir şeyler... önümde arnavut kaldırımlarının en ürkek hâli... kafayı kaldırıp ileriye bakmak bile zorken neyi ? ... .. .
etiketsiz bir hüzün;belli/ belirsiz durgunluk var üzerimde ve yüreğimde buruk bir acı... sebepsiz! ara ara gülümseyişim, kendimi kandırmamdan.../
Yüreğinin atmaya devam ettiğini farketmek, Ve hala her gün saydığın kaldırım taşlarını çiğnemek gibi , Her geçişte bakmayı ihmal etmediğin o pencereyi tekrar sanki karşında görmek gibi ,
Uzun zamandır hep taşıdığın bir hasretin birden bire sürpriz yaparak karşına çıkması ile alt üst olması gibi;herşey zihnimde dolaştı...
Zaman,gitmelerin bazen kalmak içinde olabileceğini öğretiyormuş insana,
Ben en çok dik durduğumu sanmıştım oysa/ En çok hak tanıdığımı/direndiğimi/dayandığımı/zamana bıraktığımı... En çok herşeye rağmen "biz" dediğimiz şeyi korumaya çalıştığımı sanmışım..
Şimdi ise kızıgınım ben,ona,buna,şuna/herşeye/herkese..
Sayfalarca yazmak istiyorum,saatlerce susmak... Koşmak/koşmak/koşmak,nefesim kesilene kadar koşmak.../
Zaman ve mekan kavramını/arkamızda kalanları/yeni şeyler uğruna eskittiklerimizi/tekrar sormadıklarımızı farketmek yeniden... Ve unutmak unutulması gerekenleri/
Sorsan, bir şimşekle gecenin karanlığının bir anlık dağılması gibi birbiri ardına sıralanır hatıralar...
En güzelinden başlanır hemde.. İlk gülüşten/heycandan/huzurdan/kalbın göğüs kafesinde duramayışından... Sorsan, anlatmaya sevmekten başlanır işte..
Ama yetmiyor... Can candan parçalar ayırdığı vakit hatıraları sıralamak "yetmiyor" Eksilmeye/yüzüne aynı gözlerle bakmaya/sustuğunda dahi onu anlamaya/ yetmiyor... Ölümü özlüyorsun / zamanlı-zamansız... Çünkü samimi,gerçek bi o kalıyor
Kapıyı çarpıp hayatın yüzüne hep sığındığından kaçıyorsun bu defa.. Kapıyı çarpıp sığınaksız olmaya kaçıyorsun.. Seni koruyan elden/üstünü örten elden/ateşini ölçen elden.../
Yetermi tüm bunlar demiştim kendime? Tüm bunlar kendindende kaçmaya da yeter mi?
Ve aslında gidiyorum demekle/kaçmakla bitmiyor çok şey onu anladım...
Her gidiş bir kalışmış, aynı metro durağında son kez el sallanışları hiç görmemişim aslında, ve aslında ben o gün hiç veda niyetiyle çıkmamışım yola...
zihnimde hala taptaze gülüşler,
yanımda oturan bayanın elindeki meyveler hala çürümemiş mesela... ve arkada oturan çocuk da hiç büyümemiş... bunu maalesef bugün farkediyorum...
dudaklarımdan dökülen ilk kelime; senin adın olmalı.. son noktayı sende koymalıyım.. umuda açılan kapının/ kalbimin tek göz odasının;anahtarı sende kalmalı.. gözlerim tek sana dolmalı; yüreğimi bir sana açabilmeliyim.. usulca sen dokunmalısın senin için çarpan bu yüreğe; güneşle gelen her güne, senin sesinle başlamalıyım.. kokun olmalı her çiçekten daha tatlı; güzelliğin olmalı; daha öte/daha duru/daha farklı.. seni görebilmeliyim,her nefes alışımda, daima bana bakmalı o renksiz gözlerin; benim için atmalı yüreğin.. ve benim yüreğim; durmalı,seni anmadığımda .. devrik cümlelerimin/ duygularımın/ ruhumun olgun yanı.... bırakmak bu kadar kolay olmamalı be can; içinde olduğun sandalın küreklerini.. ya rüzgar yoksa! ya pusulan bozuk; yelkenler paramparçaysa.. eller küreklerde; umut yürekte; gözler ufukta; doğacak gün şafakta hoş durmakta.. bilesin.. yinede sen bilirsin.. -Esra Şen- (Dipnot: Bu şiiri oldukça eski bir zamanda bozuk bi mikrofonda bi seslendirilmişti İdareten duymak isterseniz, Tık Tık http://uploading.com/files/NMFD4M3F/esra.wav.html)
25/7/2009 - Yarum Sen De Varmidur Oy Benum Gibi Sevdaluk (:
Toprağumun en sevdiğim türküsü (: Rize'de dağlık bi köyde yemyeşil çayların arasındayken duymuştum ilk bu türküyü.. Karşı yamaçtan birileri söylüyordu, sanki karadenizde herkesde bu türküleri seslendirme yeteneği var gibi geliyor bana
Türküyü dinleyebileceğiniz videolara birbir baktım,siteye koyabildiğim yalnızca "gülbeyaz" dizisinde ki hali idi siz orjinalini bubupbuluşturup dinlersiniz artık Kazım Koyuncu'nun mükemmel sesinden... (:
Karşıya Çifte Çamlar
Karşiya çifte çamlar oy sakizi yere damlar Oy oy oy oy Sevup alamiyanin oy yüreğini buz bağlar Oy oy oy oy Sevup alamayanin oy yüreğini buz bağlar Oy oy oy oy
Evun alti arpalık oy evun ne kalabaluk Oy oy oy oy Yarum sen de varmidur oy benum gibi sevdaluk Oy oy oy oy Yarum sen de varmidur oy benum gibi sevdaluk Oy oy oy oy
İstanbul oldum/k/... Böyle başlayan cümleler kurmaya alışkın değildir harflerim.Ve aslında yanyana dizildiklerinde ne söyleyeceklerini bilmeyen harflerimde yoktur benim. Bugün kış sessizliğinden çıkıp, çığlık çığlığa bahar muştusu olmaya hazırlanan bir İstanbul gibiyim. Kalbimin orta yerinde martılar yükseliyor deniz kokusunda. Ezberlediğim tüm masal kahramanları hala hatrımda. Kaç minare var gözümün alabildiğine saymadım ama kaç avuç açılmış şehrin göbeğinden gökyüzüne tahmin edebilirim.
Bugün uzak nedir yakın nedir öğrenmiş bir İstanbul gibiyim. Kaldırımların ince çizgilerine basmadan yürüyen çocuklar kadar masum,susmayı yeni öğrenen büyükler kadar acemi. Sahi içimde ele avuca sığmayan kaç tane "ben" olabilir ki? Günebakan çiçeklerinin renginden uzak yürüyorum kaldırımlarda. Güneş sırtımı sıvazlarken içimden şiirler geçiriyorum. Yüreğim yüzümden de solgun, dönüp bakmadığım yarınların yükü omuzlarımda, kelebekler de ömrü uzun olsun diye kozasından geç çıkar mı ki?
Bu gün İstanbul gibiyim. Nazenin/neşeli/yorgun...Bir yanı ölüm bir yanı doğum. Ucubucağı umrumda değil önüme çıkan yolların.Adımlarım çok büyük ve çok küçük çocukluk korkularım. Hiç bilmediğim insanları özler gibiyim. Yüksek binalarım var ama bir kıyı köşe semtine ansızın konar gibiyim. Her gece yıldızlarımın sayısı başkadır,şehre yağmurlarla iner gibiyim.