3/7/2009 - Eksik Yanım

Radyoyu açtim ve yorganı çektim beni üzen tüm isimlerin üzerine, Yağmur yağsın istiyorum sadece, çokta yıldızlı olmayan bir gökyüzüne doğru uzayacak olsada boyum, yağsın ve alıp götürsün tüm hüzün tariflerimi
O'na/zamana/yazılmış çizilmiş ve silinmiş hayatlara dair biriktirdiğim sayfalar gözlerimin önünde, ne çok yazıp ne az yaşamışım;yada ne çok zamanını çalmışım yaşamın,yazmak için...
Dün çok kötü bir gündü diyorum kendi kendime,bugün ondan da kötü, paramparça parçalarımı toparlamaya çalışıyorum işte... Farkındayım ellerim ne kadar da soğuk;oysa yüreğim,yüreğim yarınlarımdan da sıcak, yinede kendimi çok bitkin hissediyorum bu mevsim,acelesiz adımlara vurduğum tüm yollar yoruyor beni ve ben yalnız yürümekten nefret ediyorum.
İnsan niçin yapıyor ki bunu kendine?
Sokağın sonuna oturmuş,hayatımın tamda ortalarına düşen bir meridyende bana huzurla el sallayan gelecekten/gördüklerimden ve göreceklerimden korkuyorum. Oysa kapıları/perdeleri açıp açmamak arası tereddütlerim çok eskilerde...
Yosunları kıyıya vurmuş yine kalbimin;yağmur damlamış penceremden, bildik ilk yaz yağmurlarını sipariş etmiştim az önce;saatlerce ağlasam kimse anlamaz şimdi, yüzümü okşuyor damlalar ve hiç bir bulut uzaklaştırmıyor beni burdan.
'Yağmurlar da toprağa ayrılığı unutturamıyorlar artık,toprak cebinde taşıyor yalnızlığını ve her yağmur yağdığında avuçlarıma bırakıp gidiyor başka bir kente.
Gerçek olmasından korktuğum ne çok şey var bu cümlede...
Ah... Ne çok gerçek var kalp atışlarımı dahi kasırga sandığım bu yerde.
Nerde kaldı çocuk yanım,hayallerim,elma şekerim,kıpırtılarım,sabahın erken saatlerinde burnuma gelen sıcak ekmek kokusundan eser yok şimdi. Mutsuz olmaktan korktukça,bir bir eksiliyor ömrümden aydınlık gülümseyen insanlar.
Hep mi güzel olur gidenler? Hep mi sevilir uzağınıza düşenler?
Eksilmeye alışamamanın o ağır yükü omuzlarımda,bildiğim hiç bir masalda o'nu hediye etmiyor periler. Bembeyaz olmayan yirmili yaşlarım/soyunma dolabım;kıyıp yakamadığım hüzünlerim/yaktığım günlüklerim,izini taşıyan herşeyi adından düştüm şimdi.Yağmur durdu.
Bulutları gözlerinde taşıyanların toprak kokusu hiç eksik olmaz diye ödünç aldım birkaç tanesini gökyüzünden.
Boyumu aşan buğulu camlara belli/belirsiz yüzler çizmekle meşgulüm. Huzursuzluğum "nereye gidiyorsun?" demekten çekindiğim bir kalbin üzüntüsünü yaşamış olmamdan belki...
Çünkü şahit olduğum hiç bir sızıya benzemiyor kanatlanıp başka yerlere konmaya hazır yüreklerin sızısı. Çünkü ayrılık kimseye yolüzere olanlara dokunduğu gibi dokunmuyor.
Çünkü kimse yalnızlığı,yüreğini ardında bırakanlar gibi yaşamıyor...
Esra Şen Şehrengiz Dergisi Temmuz.2oo9
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/6/2009 - 79...

79'lu değilim... Bilemem belki ne Mevdudi'yi ne de İran devrimini o tarihin buğulu camından.../ Ama bilirim ki çoktandır kendinden çalar zaman, akrebin kıskacına alıştı,aldırmaz artık yelkovan , kan kaybeder ruhum, tüm zamanların yükü omzumda olan
... .. .
79'lusunuz... Yani şu televizyonla ilk tanışması, İsrail askerlerinin o iri kıyım kolları arasında başları, kolları taşlarla ezilen Filistinli gençleri gösteren karelerden ibaret olan...
79'lusunuz... Yani şu İran devrimiyle yaşıt... Yani şu Mevdudi'lere,Şeriati'lere,Benna'lara,Dudayev'lere,Begoviç'lere,kısaca bize umudun sadece hayallerden ibaret olmadığını aşılayanlara hayran kuşaktan...
79'lusunuz... Yani şu bilinçlenme yıllarını "91 de ABD'nin neden Irak'a saldırdığını,ve aynı ülkenin Bosna için neden kılını kıpırdatmadığını" anlamlandırmayla meşgul eden kuşaktan...
79'lusunuz... Her ucubeyi yaşayacak kadar büyük, hepsinden ders alacak kadar olgun, bazen bıçaklarını bileyip, bazen zeytin dalı stoklamakla, resmi tarihle gerçek tarih arasında bi "bağ" aramakla ömrü geçen kuşaktan...
-Tüm 79'lulara -
-Esra Şen-
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/6/2009 - Adı Hüzün Olsun
"Aklımda kalan şarkı sözlerinin, Anılarını sakladığım odamın, Yağan yağmurun, Cama dayanmış soluk yüzümün, İçimde ağlayan çocuğun, Yüreğimdeki dostluğun, Adı hüzün olsun..."

Durgun yüreğime bir med-cezir daha... Hangi hatıraya yeniden bakışın heyecanıysa bu,dalgalandırı verdi gönül deryasındaki dalgalarımı yine... Köz düşürdü sonra tekrar be tekrar kavrulan yüreğe... Bunca gözyaşına ve bu ağır med-cezire rağmen hâlâ yanmak ister bu nâr, Hâlâ yandırmak ister, firkât yokmuş gibi...
Hayata attığımız çelmeleri; yada hayatın bize attığı çelmeleri,bir başka yere bekliyordum ben.. Satırlarımdan daha somut bir başka yere..
Yada ruhunu soyunan çokluğunuzu atıp gitmek için başka bir tanıdık yere kurmuştum düşlerimi..
Açmıştım yüreğimi.. Çağırmıştım..' hadi gir içeri..'
Ama bir yanı hep eylüldü dostluğunun..Hep onu gösterirdi hüznün harmaniyesi.. Tüm mevsimleri gezecek fakat yine orda olmak isteyecekti..Bir eylül yarasında, sevincin yarısında..
Ve biz satırlarda kaybedecektik hasretin tiz sesini.. Şimdi dostluğa dair içimden geçen.. Bir uzak ülke,bir dertli yanış,bir iç çekiş,buhranlı bir özlem.. kanıma giren hasretin.. sen.. yine de sen.. illede sen..
-Hasretine hüzün giydiren biricik dosta...-
-Esra Şen-
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/6/2009 - Aşina Hüzünler
kalbimya gömleği değiştir;ya beklentileriniya özgürlüklerini/ya yollarını;yada geri dön kaldırımların ince çizgilerine basmadan...ki bilirim hüznünü...sahi,"sahi sen nereye gidiyorsun?" diyememenin hüznünü,asfalttaki yaprak gibi akan suya dalıp giderken sevdiklerim.el sallamanın,ardımdaki el sallayacakların buruk yanını heybemde taşımanın."dışarı çık" der hayat;""kabuğunu kır;"o kadar kolay mı yaşanmışlıkları sıkıştırmak bavula?bilirim,yaşadım çünkü...yaşadım asfalta düşen yağmur taneleri arasında,eller ceplerde,ben bu hüznü.-Esra Şen-
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/6/2009 - Kamp Ateşi (:
 12.Haziran.2oo9 Sakarya
Dostlukları seviyorum/dostlarımı seviyorum/dostlarımla zaman geçirmeye ise bayılıyorum.
Hayatın güzel olduğunu hep onlar hatırlatıyorlar bana çünkü. Sevmek kırmızı kutularda saklanan nadide bir mücevher gibi,dokunduğu herşeyi güzelleştiriyor. Ömrümü güzelleştiriyor..
Buz gibi bi havada nemli bi battaniye üzerinde ısınmamış bi su ile yapılan kahveyi içmek ancak bu kadar ve ancak sevgi ile zevkli olabilirdi.Üstelik yaktığımız ateş bize buram buram karbondioksit olarak dönerken ciğerlerimize mayınlar döşüyorduk. Kimseyi rahatsız etmeyelim diye küçük harflerle konuşma sözü verdik önce.Ama o ortamda ki en sessiz kahkaha bile karşı dağa çarpıp hocaların odasında yankılanıyordu onların tabiriyle "korkunç gecelere" sebebiyet versekte biz bunun adımı mutluluk koymuştuk.
9 Haziran sabahı ömrümün ilk kamp gününe uyandım. Yola düşmek,ardımdaki tüm yolları ömrümden düşmekti o gün.. Kamp yerine vardığımızda yaklaşık 40 kişiydik ve güneş tüm yatacak yer sıkıntısına otlar arasında görmeye alışık olmadığımız haşerelerin korkusuna inat ışıl ışıldı.
Bense önümüzdeki günlerde kene'nin o kadarda korkulacak bir hayvan olmadığını (fındık toplayanlar ortalama hergün bir kene çıkarıyorlarmış vücutlarından ) kırk kişiye yemek hazırlarken "ettehiyyatü" okumanın (en azından manevi) bereketi artıracağını  cacık güzel olsun diye salatalıkları doğrayayım mi,rendeleyeyim misorusunda doğrayayım cevabını seçme zamanının kamp yeri olmadığınıbunun evde denenmesi gerektiğini (zira doğrarken kanser olunabiliyor ) kıbleyi en kesin yoldan öğrenmek için yanımda muhakkak pusula taşımam gerektiğini (hocalardan gelen rivayetlere göre değişen kıblemiz hergün başka yöne doğruydu da ) acemiler yemek dağıtırken en sona kaldığında hep daha fazla yemek alabilineceğini (çünkü başta korkup az dağıtıyorlar sonra çok artıyor ) nişanlıysan ve kampa gidiyorsan asla avea kullanmıyacağını (nişanlı bi arkadaşımız çekmeyen telefonu nedeniyle 4 gün boyunca "zaten telefonuda çekmiyo yazıııık" muamelesi gördü ) yardımlaşmanın hazzını, muhabbetin tadını, her çiçeğin güzel kokmadığını ve bazılarının burnunuzu sarartabildiğini  Cemal Süreyya'nın 'hüznün kuşlarını' niçin canı ile beslediğini Edip Cansever'in neden mutlulukları gezintiye çıkardığını Turgut Uyar'ın bildiği o gizli şeyin ne olduğunu öğreneceğimi bilmiyordum bile..
Her gün "hani kamp soğuk olacaktı o kadar kıyafet getirdik" diyehomurdanıp her akşam üşüyen bizler hakikatende çok az şey biliyorduk aslında 
Kamp boyunca çok şeye güldüm/çok şeye hüzünlendim çok hikaye biriktirdim heybemde ama anlatmak bana göre daha çok hayal gücümün eseri."Yaşanarak anlatılır mı?" diye sormuştu bi keresinde bi yazar bana kitabının aynı adlı satırında.. Gitmediğin,görmediğin,duymadığın şeyler daha kolay anlatılıyor sanırım.Bü yüzden günlüklerim hep hayalperest yanlarımı törpülüyor ve bu yüzden ruhunu ruhumda hissettiğim dostlarım 'gitmediğim yerler' oluyor... Yinede anlatmak lazım tabii. Not düşmek lazım hayata,güzel olsun diye bi çaba vermeden.Çünkü güzel bi anı'nızın olması,güzel bir yazınızın olmasından daha önemlidir.
Kamp'ın son gecesi müthiş özel bir geceydi. Her akşam öğrenci ve hocalardan kaçak (ki bu grup stajyerler grubu oluyor ) abur cubur yiyip kahve içerek muhabbette dip yapan bizler son gece halka karıştık yani diğer öğrencilere çünkü son gece münasabeti ile 4 gün boyunca toplu bir hatim indirelim son günde duasını yapalım dediğimiz hatimin duası vardı.(kitap okumasaatlerini kaynatan bu sebeple doğru dürüst kitap ve cüzümü okuyamamama neden olan sonrada yetiştireyim diye yardım eden arkadaşlarıma burdan selam ederim )Dua'dan sonra arkadaşlar spontone skeçleri ile bizi gülmekle ölmek arasında medcezirlerde bıraktılar Ömrümde gördüğüm en güzel amatör doğaçlamalardı gülmekten kırıldım yaaah Önceki günler ise toplu eylemler yine çok eğlenceli geçti mesela bu kadar kalabalık bi grupla "tabu" oynamanın keyfi bi başkaymış yada duvara yansıttığımız "son samuray" filmini izlerken Tom Crus'un başına ikide bir kelebek konması süper bişeymiş (malum kamptayız )Arkadaşımızın gelip "bu gün kıble baz istasyonuna doğru dönmüş" demesine tam gülerken diğer arkadaşın "niye kabe'nin nesi vardı" demesi bizi yerlere yatırabiliyormuş her namaz vakti banyonun kapısındaki abdest kuyruğu çileden çıkarabiliyor,1.benim 2. benim 3. benim uygulamasına geçmek trafiği azaltıyormuş (çünkü herkes oturduğu yerde bekliyor o zaman )Sırtımıza battaniyeleri alıp çatıda salep içme hayalimizi gerçekleştiremesekte gece titreye titreye ateşın başında ezgiler/türküler eşliğinde kahve içmek,arada tıkırtıdan ürküp içeri kaçma telaşına giren arkadaşları fırçalayıp tekrar yerine oturtturmak hayellerimizin her zaman en güzeli yansıtmadığını,Allah'ın çok daha üstün vergileri olduğunu gösterebiliyormuş.
Subhanallah..Müthiş günlerdi diye hatırlayacağım bu zamanlar ömrüme bolca serpiştirilmiştir dilerim. Ezdiğim otlar,gezdiğim yollar hala izlerimi taşıyor.
Artık toparlanıp valizleri aşağıya indirdiğimiz dakikalarde arkadaşımın objektifine verdiğimiz pozları ise merakla bekliyorum. Atlarken/düşerken/otların arasından kafalarımızı çıkartırken/sallanırken/canlanırken/daltonlar misali boy sırasına dizilmişken /40 kişi balıkistifi gibi kadraja sığmaya çalışırken /arkadaşımın en ciddi pozlarından birinde,uyuzluk yapıp arkasından ikikulak klasiğini yaparken /ama zafer işareti diye şeyyaptım diye kıvırırken nasıl çıktık kim bilir...
"Surlarımızı biraz daha genişletmeliyiz" diyor Cemal Şakar, Esenlik Zamanları'nda çokta haklı aslında. Koskoca bir muhabbetin coşkusunu tüm karmaşasıyla zıp zıp zıplayan bi kalbe sokmaya çalışmak,surlarımızı kalınlaştırarak olamaz asla onu anladım.
4 gün boyunca hissettiklerimden/yaşadıklarımdan tek bir cümle asacak olursam baş ucuma şunu yazardım...
"Camdan bir kalp taşımak yalnızca çabucak kırılmayı ifade etmiyor,içi dışı bir olmayıda öğretir bize,bu yüzden kalbimizle dostumuz arasındaki tüm surları kaldırmalıyız..."
-Esra Şen-
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/6/2009 - Tek Solukta
bir köşesinde kalsın aklının.. anlatacak bişeylerin olduğunda.. yada biraz hayalperestlik dinleyecek kadar sabrın.. yani bir çocuğun elma şekerinden aldığı hazzı paylaşmaya ihtiyacın olduğunda işte!!.. ve moral alışverişinin en buğulu saatinde.. rüyaların arefesinde.. dalgalanan hülyaların eşiğinde.. çarpıp kapıyı yolculuklara kurduğunda saatini.. rüzgarı beklediğinde.. isyanlardaysa yüreğin.. ıslanıyorsa o güzel gözlerin belli belirsiz.. rengi kızıla çalıyorsa yüzünün.. perdeler çekiliyse.. kapılar kapalı.. telefonlar ulaşılmaz.. gün doğmuyorsa yatağının kenarından.. tek olduğunu düşünüyorsan karanlık dünyanın dehlizlerinde.. ... .. burdayım can!... beklerim... -Esra Şen-
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/6/2009 - Sevmekten Usanmam...
dudaklarımdan dökülen ilk kelime;senin adın olmalı..son noktayı sende koymalıyım..umuda açılan kapının/kalbimin tek göz odasının;anahtarı sende kalmalı..gözlerim tek sana dolmalı;yüreğimi bir sana açabilmeliyim..usulca sen dokunmalısın senin için çarpan bu yüreğe;güneşle gelen her güne,senin sesinle başlamalıyım..kokun olmalı her çiçekten daha tatlı;güzelliğin olmalı;daha öte/daha duru/daha farklı..seni görebilmeliyim,her nefes alışımda,daima bana bakmalı o renksiz gözlerin;benim için atmalı yüreğin..ve benim yüreğim;durmalı,seni anmadığımda..devrik cümlelerimin/duygularımın/ruhumun olgun yanı....bırakmak bu kadar kolay olmamalı be can;içinde olduğun sandalın küreklerini..ya rüzgar yoksa!ya pusulan bozuk;yelkenler paramparçaysa..eller küreklerde;umut yürekte;gözler ufukta;doğacak gün şafakta hoş durmakta..bilesin..yinede sen bilirsin..-Esra Şen-(Dipnot: Bu şiiri oldukça eski bir zamanda bozuk bi mikrofonda bi seslendirilmişti İdareten duymak isterseniz,Tık Tıkhttp://uploading.com/files/NMFD4M3F/esra.wav.html)
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/6/2009 - Etiketsiz Hüzünler
etiketsiz bir hüzün;belli/belirsiz durgunluk var üzerimdeve yüreğimde buruk bir acı...sebepsiz!ara ara gülümseyişim,kendimi kandırmamdan.../

Yüreğinin atmaya devam ettiğini farketmek, Ve hala her gün saydığın kaldırım taşlarını çiğnemek gibi , Her geçişte bakmayı ihmal etmediğin o pencereyi tekrar sanki karşında görmek gibi ,
Uzun zamandır hep taşıdığın bir hasretin birden bire sürpriz yaparak karşına çıkması ile alt üst olması gibi;herşey zihnimde dolaştı...
Zaman,gitmelerin bazen kalmak içinde olabileceğini öğretiyormuş insana,
Ben en çok dik durduğumu sanmıştım oysa/ En çok hak tanıdığımı/direndiğimi/dayandığımı/zamana bıraktığımı... En çok herşeye rağmen "biz" dediğimiz şeyi korumaya çalıştığımı sanmışım..
Şimdi ise kızıgınım ben,ona,buna,şuna/herşeye/herkese..
Sayfalarca yazmak istiyorum,saatlerce susmak... Koşmak/koşmak/koşmak,nefesim kesilene kadar koşmak.../
Zaman ve mekan kavramını/arkamızda kalanları/yeni şeyler uğruna eskittiklerimizi/tekrar sormadıklarımızı farketmek yeniden... Ve unutmak unutulması gerekenleri/
Sorsan, bir şimşekle gecenin karanlığının bir anlık dağılması gibi birbiri ardına sıralanır hatıralar...
En güzelinden başlanır hemde.. İlk gülüşten/heycandan/huzurdan/kalbın göğüs kafesinde duramayışından... Sorsan, anlatmaya sevmekten başlanır işte..
Ama yetmiyor... Can candan parçalar ayırdığı vakit hatıraları sıralamak "yetmiyor" Eksilmeye/yüzüne aynı gözlerle bakmaya/sustuğunda dahi onu anlamaya/ yetmiyor... Ölümü özlüyorsun / zamanlı-zamansız... Çünkü samimi,gerçek bi o kalıyor
Kapıyı çarpıp hayatın yüzüne hep sığındığından kaçıyorsun bu defa.. Kapıyı çarpıp sığınaksız olmaya kaçıyorsun.. Seni koruyan elden/üstünü örten elden/ateşini ölçen elden.../
Yetermi tüm bunlar demiştim kendime? Tüm bunlar kendindende kaçmaya da yeter mi?
Ve aslında gidiyorum demekle/kaçmakla bitmiyor çok şey onu anladım...
Her gidiş bir kalışmış, aynı metro durağında son kez el sallanışları hiç görmemişim aslında, ve aslında ben o gün hiç veda niyetiyle çıkmamışım yola...
zihnimde hala taptaze gülüşler,
yanımda oturan bayanın elindeki meyveler hala çürümemiş mesela... ve arkada oturan çocuk da hiç büyümemiş... bunu maalesef bugün farkediyorum...
...
afedersiniz... "farkedemediğim hepiniz..."
-Esra Şen-
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/6/2009 - Abi/Kardeş

31.Mayıs.2oo9 Sakarya
Az önce yaşadığım en hayata dair anlardan birini yazmak istedim  Ya ben son zamanlarda acayip bi melankolik,pesimist haldeyim ki sormayın evde de bunun rüzgarlarını estiriyorum ister istemez canım sıkılıyor böyle yenı yetme çocuklar gibi yalnız yalnız oturuyorum falan kendimce saçma bi bunalım evremdeyım kalın surlarımı çektim yine etrafıma kimseleri yaklaştırmıyorum... Derken arkadaşlarım da sağolsun tüm sıkıcı hallerimi umursamadan yanımda olduklarını an be an hissettiriyorlar canlarım benim  Neyse yarın akşama bi program hazırlamış canım arkadaşlarım Tabi bunun için onlardan birisinde kalmam gerekiyor çünkü süprizleri buna dair bizde de biyerde kalmak ezelden beri sorundur, klasik "otur otur otur ama yatmaya eve gel" mantığı 
Bendeki yapıda şu ki,izin aldıktan sonra reddedilme ihtimalim olan şeyi izin diye götüremem bile öyle kıvranmak izin istemek sonucunda da olumsuz yanıt almak kabusumdur bu güne kadar izin alamıyacağım şeylerı hiç ama hiç talep olarak götürmedim dolayısıyla da alamadığım bi izin olmadı 
İşte şimdi kalma konusundaki bu hoşnutsuzluğu da bildiğimden çekiniyorum abime gidip "abi böyle böyle bi durum var kalabilir miyim?" demeye 
Abim ondan habersiz bişey yapmamı istemez tabiki ama izin aldığımda da hep müsbet yanıt verir sağolsun 
İşte bu gün dersten çıktım eve geldim abime uzun uzun bi mail yazdım 
içeriği az çok şöyle 
"abicim canım benim seni ben pek çok pek çok severim sen bir ana sen bir baba herşey oldun artıkın bana abicim bi maruzatı olan insan ne yapar işte böyle ben gibi de medeni cesaret yoksunuysa kıvranır filam halden hale girer şimdi malum yaza giriyoruz bi daha üç ay boyunca biz böyle kumru arkadaşlığı yapamıycaz kızlarla o sebeylede bir kalma izni talebinde bulunmaya yeltenecektim 
kızlar kanıma girdiler dedim ay yok ben cesaret edemem dedim onlarda yaaah dedıler abin izin verir dediler seni arkadaşlarcanak çok seviyoruz hep seni örnek alıyoruz buyuyunce sen gibi olmak istiyoruz "
vs vs vs ...
Böyle devam eden bir mail iste  Bu kadar bunalımlı zamanımda bu kadar güldüreçli bir mail atıp bu kadar duygu yükleneceğim bi yanıt alacağımı hiç ama hiç tahmin etmezdim 
Abime msn'den sordum mailimi okudun mu diye 
oda şu yanıtı verdi 
says:(8:20:39 PM) bu kadar mı çok çekiniyorsun benden
َ*ben says: (8:20:41 PM) yanim bu benım kişisel yapım ,böle konularda çekıngen bı ınsanım 
says: (8:21:05 PM) benden çekin diye yapmıyorum
says: (8:21:26 PM) bana daha açık ol,ben sen boyle yapınca kendimi kötü hissediyorum
says: (8:21:47 PM) bak ben sana sonsuz güveniyorum
says: (8:22:13 PM) senden tek isteğim benim güvenimi kara çıkartma
says: (8:22:23 PM) sen kendini bilen birisin
says: (8:22:29 PM) o konuda şüphem yok
َ*ben says: (8:23:31 PM) Allahım razı olsun abicim
says: (8:23:41 PM) sadece sen de benim kararlarıma yeri geldiğinde saygı göster (bu göstermiyorsun anlamına gelmiyor) çünkü bazen büyükler birden çok şeyi hesaplamak zorunda kalıyor yeri geldiğinde bunu da anlarsın
says: (8:23:49 PM) şimdi git eğlenmene bak
says: (8:23:51 PM) ok...
  
Allahımmmmmmm az kalsın ağlıycaktım bilgisayar başında 
Öğrendim ki hayat sensin;mekan bastığın yer;zaman nefes almandan ibaret şöyle soluk soluğa...Az ötende olana bağımlı;az berinde olandan etkilenen tatlı bir koşuşturma stili.. Sonuç.. Ağla,gül,düşün,sıkıl,üzül,huzur bul.. Ne olursan,kim olursan ol ama güven,sana güvenenlere..
Ki insan kaybetmemeli o ürkek adımlarının arkasına sakladığı asil duruşunu...
Allah büyük,gönderiyor muhakak bir halden anlayan...
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
..:::esra-rı_ask:::..
Seni Sevmek İstiyorum/Gitmeden Sesini Avucuma Bırak
..:::BÖLÜMLER:::..
DenemelerimGünlüklerim(:MakalelerimŞiirlerim
..:::SOKAĞIMIN SAKİNLERİ / KALEM SAHİPLERİ:::..
asrevya sumeyyeakkok ilayusuf seherevurgun eslemnokta arzuaytur donmezadem nurdede1986 cevrecitemizlik yusufisevda zehraoner dildade geceylegelen sikayetname olmayanulke leylanindusleri elayaamber eby3457 nakkasiye yarenlice filbahar suskunadam BirElifHali AynSinKaf birdenizkizi zeynuleb zemheriedebiyat hasipcifci semazeyn rabiasiirsevdalis sercanayuce yitikumut otuzuncuharf edebiyatfm blueanger mehafil KulbeiAhzan narikalem sessizyusuf maviguller guzergah aksehiralp omeraksahan kariha Dervaze keremmisali birruyadanartakalan kamburkalemveleyl kalemguncesi azbuzaile yaseminn18 hasrettetutsak birockhayalleri semazen uyanangenclik Birtanemsensin ezrakyarencan askimuhterem tuubasanli
More Cool Stuff At POQbum.com
|